Dengeyi kim kontrol eder? Üzerine düşünmeye başlarken
Bazen akşamları eve dönerken metrobüste camdan dışarı bakıyorum. Şehir ışıkları, bir yandan acele eden insanlar, bir yandan kendi içine kapanmış yüzler… O an aklımdan garip bir soru geçiyor: Dengeyi kim kontrol eder? Hayat dediğimiz şey gerçekten bir merkezden mi yönetiliyor, yoksa herkes kendi küçük dengesini mi yaratıyor?
İstanbul’da yaşayan 27 yaşında biri olarak şunu söyleyebilirim: denge, uzaktan bakınca çok düzenli bir şey gibi görünüyor ama içine girince sürekli sallanan bir ip gibi. Ofiste çalışıyorum, günüm çoğunlukla bilgisayar ekranına bakarak geçiyor. Akşamları ise blog yazıyorum. Belki de bu yüzden “denge” kavramı kafamda sürekli dönüp duruyor. Çünkü her gün biraz eksiliyorum, biraz tamamlanıyorum gibi hissediyorum.
“Dengeyi kim kontrol eder?” sorusu basit bir felsefe sorusu gibi duruyor ama aslında günün her anına dokunan bir şey. Sabah uyanma saatimden, gün içinde verdiğim küçük kararlara kadar… Hatta bazen sadece kahveyi fazla kaçırmam bile o dengeyi değiştiriyor.
Dengenin geçmişi: insanın içindeki eski tartı
Bugünkü rehber içeriğimizde “Dengeyi kim kontrol eder” hakkında bilinmesi gereken temel detayları aktarıyoruz.
Denge kavramı yeni değil. İnsanlık tarihi boyunca herkes bir şekilde “ölçme, tartma, ayarlama” derdinde olmuş. Eski uygarlıklarda adalet terazisi boşuna yoktu. İnsan, dengeyi dış dünyaya yansıtarak anlamaya çalışmış.
Şunu düşünüyorum bazen: Belki de “dengeyi kim kontrol eder?” sorusu, aslında “adaleti kim sağlar?” sorusunun daha kişisel bir hali. Çünkü denge sadece toplumda değil, insanın içinde de bir şey. Bir taraf çalışmak istiyor, diğer taraf dinlenmek… Bir taraf ilerlemek istiyor, diğer taraf “biraz dur” diyor.
Geçmişte insanlar bu dengeyi daha çok doğaya bakarak kuruyordu. Güneşin doğuşu, mevsimlerin değişimi… Her şey daha net bir ritme sahipti. Ama şimdi öyle mi? Şehirde yaşıyorsan, özellikle İstanbul gibi bir yerde, ritim diye bir şey var ama sürekli bozuluyor.
Günümüz dünyasında dengeyi kim kontrol eder?
Modern hayatın içinde bu sorunun cevabı daha da karmaşık hale geliyor. Sabah 8’de işe yetişmeye çalışırken, telefonuma düşen bildirimler, e-postalar, haberler… Hepsi sanki küçük küçük denge bozucular gibi.
Bazen şunu fark ediyorum: Ben dengeyi kurmaya çalıştıkça, sistem onu yeniden dağıtıyor. İş, sosyal hayat, kişisel zaman… Üçü aynı anda yürümek zorunda gibi hissediliyor ama aslında hepsi farklı hızda koşuyor.
Ofiste öğle arasında yemek yerken mesela, arkadaşlarımla konuşuyoruz. Herkes aynı şeyden şikayetçi: “Zaman yetmiyor.” Ama zaman gerçekten yetmiyor mu, yoksa biz mi onu yanlış bölüştürüyoruz? İşte burada tekrar dönüyorum o soruya: Dengeyi kim kontrol eder?
Bazen cevabın dışarıda bir yerde olmadığını düşünüyorum. Ne şirketler, ne sistemler, ne de şehir… Asıl kontrol, küçük seçimlerde gizli. Bir kahve daha içmek mi yoksa biraz yürüyüş yapmak mı? Bir saat daha çalışmak mı yoksa zihni boş bırakmak mı?
İstanbul’da dengeyi korumaya çalışmak
İstanbul’da yaşamak, denge kavramını sürekli test etmek gibi. Bir gün her şey yolunda gidiyor, ertesi gün trafik, kalabalık, gürültü… Her şey üst üste geliyor.
Evden işe giderken bazen kendime şu soruyu soruyorum: “Bugün hangi tarafım ağır basacak?” Çünkü günün sonunda ya tamamen işe gömülmüş oluyorum ya da zihinsel olarak tükenmiş hissediyorum.
Bir keresinde Beşiktaş iskelesinde beklerken, vapurun gelmesini izliyordum. Deniz çok sakindi ama etrafımda herkes acele ediyordu. O an düşündüm: belki de denge dışarıda değil, insanın bakışında. Aynı şehirde biri huzur bulabiliyor, diğeri stres.
İç dünyada denge: görünmeyen mücadele
Asıl zor olan dış dünya değil, iç dünya. Çünkü insan kendi içinde sürekli bir pazarlık halinde.
“Biraz daha çalışayım mı?”
“Yoksa bugün erken mi kapatayım?”
“Gelecek için mi yaşamalıyım, yoksa bugünü mü kaçırıyorum?”
Bu soruların net bir cevabı yok. Belki de bu yüzden denge, sabit bir nokta değil, sürekli hareket eden bir çizgi.
Şunları da İnceleyin: Dengeye ne iyi gelir ?
Akşamları blog yazarken bunu daha iyi hissediyorum. Günün yorgunluğu geçiyor ama zihnim hâlâ aktif. Yazı yazmak bir tür denge kurma çabası gibi. İçimdeki kalabalığı biraz susturuyor.
Küçük alışkanlıkların büyük etkisi
Dengeyi kontrol eden şey bazen büyük kararlar değil, küçük alışkanlıklar oluyor. Sabah kaçta kalktığın, telefona ilk ne zaman baktığın, gün içinde kaç kez mola verdiğin…
Ben mesela son zamanlarda yürüyüş yapmaya çalışıyorum. Basit bir şey gibi görünüyor ama zihnimi inanılmaz toparlıyor. O yürüyüşler sırasında şunu fark ettim: dengeyi kim kontrol eder sorusunun cevabı biraz da “alışkanlıkların toplamı” olabilir.
Çünkü insan büyük değişimleri değil, küçük tekrarları yaşıyor. Ve o tekrarlar bir süre sonra hayatın yönünü belirliyor.
Gelecekte denge nasıl değişecek?
Gelecek hakkında düşününce biraz tedirgin oluyorum. Her şey daha hızlı, daha yoğun, daha bağlantılı hale geliyor. Ama bu hız, dengeyi daha da zorlaştırıyor gibi.
Belki de gelecekte insanlar dengeyi dışarıdan değil, daha bilinçli bir şekilde içeriden kurmayı öğrenecek. Yani “ne kadar çok şey yaparsam o kadar iyiyim” düşüncesi yerine “ne kadar doğru şey yaparsam o kadar dengeliyim” yaklaşımı gelecek.
Bir yandan da şunu düşünüyorum: Teknoloji ilerledikçe dengeyi kontrol eden şeyler de değişiyor. Şu an bile gün içinde fark etmeden birçok şey bizi yönlendiriyor. Ne izleyeceğimiz, ne okuyacağımız, neye odaklanacağımız…
Bu yüzden “dengeyi kim kontrol eder?” sorusu gelecekte daha da önemli olacak. Belki de cevap, tamamen bireyin farkındalığında gizli olacak.
Kendi dengemi ararken
Bazen kendime dürüst oluyorum: Her şeyi kontrol edemiyorum. İş, hayat, planlar… Hepsi bazen dağılıyor. Ama belki de mesele kontrol etmek değil, uyum sağlamak.
İstanbul’da bir günüm çok iyi geçerken ertesi gün tamamen tersine dönebiliyor. Ama yine de hayat devam ediyor. Bu bana şunu öğretiyor: denge sabit değil, esnek bir şey.
Belki de dengeyi kim kontrol eder sorusunun cevabı şu: Kimse tam olarak kontrol etmez. Ama herkes onu biraz şekillendirir.
Son düşünceler arasında dolaşırken
Gece yazı yazarken dışarıdan gelen sesler azalıyor. Şehir biraz sakinleşiyor gibi. O anlarda iç sesim daha net duyuluyor.
“Bugün dengede miydin?” diye soruyorum kendime. Bazen evet, bazen hayır. Ama belki de önemli olan bu değil. Belki önemli olan, bu soruyu sormaya devam etmek.
Dengeyi kim kontrol eder sorusu, aslında bir cevap arayışı değil. Daha çok bir farkındalık hali. İnsan kendini ve hayatını tartarken, o sorunun içinde biraz kayboluyor ama aynı zamanda biraz da kendini buluyor.
İstanbul’un gürültüsü, iş hayatının temposu, kişisel beklentiler… Hepsi bir araya geldiğinde denge dediğimiz şey sürekli yeniden yazılan bir hikâyeye dönüşüyor.
Ve belki de en gerçek cevap şu: Dengeyi kim kontrol eder sorusunun cevabını arayan kişi, aslında o dengeyi zaten kurmaya çalışıyordur.
Beautician ekibi olarak “Dengeyi kim kontrol eder” konusunu sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyduk. Sağlıklı ve mutlu günler!